keerden – Turkish Translation – Keybot Dictionary

Spacer TTN Translation Network TTN TTN Login Deutsch Français Spacer Help
Source Languages Target Languages
Keybot      15 Results   9 Domains
  7 Hits wordplanet.org  
24 Die keerden zich, en togen op naar het gebergte, en kwamen tot het dal Eskol, en verspiedden datzelve.
24Bunlar dağlık bölgeye çıkarak Eşkol Vadisi'ne varıp ülkeyi araştırdılar.
  www.greenmood.dk  
Het werd geïnstalleerd door drie personen gedurende twee nachten in totaal 8 uur. Na de eerste nacht moest de vloer worden vervangen en keerden alle tafels en stoelen terug naar hun oorspronkelijke positie.
Ek olarak, çözüm montaj esnasında zamandan ve maliyette tasarruf sağladı. İki gece boyunca toplam 8 saat içinde üç kişi tarafından kuruldu. İlk geceden sonra zeminin değiştirilmesi gerekiyordu ve tüm masa ve sandalyeler orijinal pozisyonlarına geri yerleştirilidi.
  www.gran-turismo.com  
In het eerste weekend van november keerden Peter en zijn GT Academy-teamgenoten terug naar Donington, waar ze een probleemloze 'Nachtrace' neerzetten en tussen neus en lippen door die o zo belangrijke internationale racelicentie bemachtigden.
Önceden hiç yarış deneyimi bulunmayan Pyzera, GT Academy’nin yoğun Sürücü Geliştirme Programı’na 2012 yılının sonlarına doğru başladı. Diğer üç bölgesel kazananla birlikte; iki Nissan 370Z GT4 yarış arabasını paylaştıkları Dubai 24 Saat dayanıklılık yarışı için üç aylık bir süreçte eğitim gördü. Çeşitli unsurlar arasındaki sıkışık yetiştirilme sezonu programlarına ek olarak, 2013’ün Ocak ayındaki Dubai 24 Saat’in ilerisinde Uluslararası C yarış lisansına hak kazanmak ve tecrübe edinmek amacıyla bir dizi rekabete dayanan hafta sonu yarışlarına katıldılar. Kasım ayının ilk hafta sonu boy gösterdikleri Donington’a dönen Peter ve GT Academy takım arkadaşları, dört saatlik ‘Gece Yarışı’nı zorlanmakdan tamamladı ve bu süreç içinde çok önemli olan uluslararası yarış lisansını kazanmış oldu.
  www.nato.int  
Hockenos toont ook overtuigend aan dat veel van de ideeën, die ten grondslag lagen aan het fanatieke nationalisme in de politieke programma's van leiders als Tudjman en Milosevic, in gemeenschappen in ballingschap zijn geformuleerd. Emigranten keerden zelfs terug naar Kroatië, Kosovo en Servië om prominente ministeriële posities in de nationalistische regering te bekleden.
Hockenos’un kitabı bu ve diğer soruları derinlemesine ele alıyor ve sürgündeki grupların ve göçmen toplumlarının 1990’larda Balkan savaşlarını kışkırtmakta oynadıkları rolün geniş kapsamlı bir analizini sağlıyor. Hockenos bu savaşların sorumluluğunun Balkan halkları ve siyasi liderlerine ait olduğunu belirtmekle beraber, Arnavut, Hırvat, ve Sırp diasporalarının 1990’lardaki çatışmalara bir hayli katkıları olduğunu, ve ana vatanlarındaki demokratik güçlerin kuvvetlenmesine pek yardımcı olmadıklarını iddia ediyor. Balkan diasporası ulusal liderleri paraya boğdu, ABD’deki lobi çalışmalarına milyonlarca dolar akıttı, gerilla ordularına finansman ve silah sağladı ve hatta savaşacak gönüllüler bile topladı. Hochenos, Tudjman ve Miloseviç gibi liderlerin politik programlarının altında yatan öldürücü milliyetçilik akımının ilham kaynağı olan fikirlerin birçoğunun göçmen toplumlarında formüle edildiklerini gayet inandırıcı biçimde açıklıyor. Nitekim Kosova ve Sırbistan’daki Hırvat göçmenler Hırvatistan’a geri dönerek milliyetçi hükümetlerde önemli bakanlık görevlerini üstlendiler.